::::…. YURT GÜNCESİ….::::

Yurtta yaşanan olaylar üzerine…

BİR BAYRAM YAZISI

Kısa bir süre önce mübarek Kurban Bayramı’nı idrak ettik biliyorsunuz. Hz. İbrahim’den kalan dini geleneğimizle Allah’a kurbanlar kesildi, eş-dost-akraba ziyaretleri yapıldı, dört gün boyunca bayram edildi. Bu vesileyle başta siz okurlarım olmak üzere tüm Türk ve İslam âleminin Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum.

Ülkemizde “bayram” demek, aynı zamanda çok uzun bir süredir “yolculuk” demek malumunuz. Kimileri bu üç günü fırsat bilerek tatil yörelerine akın etti. Çoğunluk ise “sıla-i rahim” dediğimiz akraba ziyaretleri için memleketlerine akın etti. Haliyle şehirlerarası yollar kalabalıklaştı. Otobüs, tren ve uçak biletleri yok sattı. Eh biz de, hem bayram için, hem de küçük yeğenlerim Çetin Ege ve Ahmet Efe’yi görmek için, arife gününden bir gün önce memleketim Çorum’un Osmancık ilçesine doğru yola çıktık, bayramımızı yaptık ve bayramın 4. gününden sonraki Cuma günü, İstanbul’a dönüş yolculuğumuza başladık.

Ve her bayram yolculuğunun değişmez özelliği, bizim de karşımıza çıktı…

Zannederim Çerkeş yakınlarında, sağımızda kalan ve anayola çaprazlama çıkan bir tali yoldan anayola doğru hareket eden 34 plaka bir araç, nerdeyse sağa-sola bile bakmadan, birden bire anayola çıkıverdi. Bu yetmezmiş gibi, yine hiç geleni gideni kontrol etmeden, az ilerde soldan anayoldan ayrılan tali yola dönüverdi! Ne sinyal, ne yavaşlama!… Şimdi düşünün… Saatte 90 kilometre hızla seyrediyorsunuz ve 60-70 metre önünüzdeki tali yoldan “zart” diye anayola çıkıveren bir araç, herhangi bir kontrol veya sinyal verme gereksinimi duymadan anayolu çaprazlama geçiveriyor! Nereye kaçacağınızı şaşırıyorsunuz! Direksiyondaki babam derhal firene asıldı. Aracımız kaydı, kaydı ve 34 plakalı aracın arka tamponunu kılpayı sıyırıp yoluna devam etti. Yoksa önümüzdeki araca çaprazlama son sürat çarpmamız işten bile değildi.

Ucuz atlattığımız bu kaza tehlikesinin ardından geliş ve şimdiye kadarki dönüş yolundaki manzarayı anımsadım: Yoldaki araçlar, özellikle de otomobiller, trafik kurallarını hiçe sayarak seyretmekteydi. Sadece bir ara, o da otoyolda sol şeritten son sürat ilerleyen Cumhurbaşkanı’nın konvoyundaki polislerin yüzü suyu hürmetine, herkes terbiyeli maymun gibi şeridinde yola devam etti. Onun dışında hem otoyolda, hem duble yolda, hem de bir gidiş bir geliş yolda manzara şuydu: En sağ şeritten en sol şeride, trafiği tehlikeye atacak şekilde geçenleri mi dersiniz, emniyet şeridinde son sürat seyredenleri mi istersiniz, nal kadar sollama yasağına rağmen, hem de bir tepeyi tırmanırken sollama yapmaya kalkıp karşı şeritten gelenlerin bankete inmesine sebep olanları mı ararsınız, otoyolda ilerlerken aynı anda aynı şeride geçmeye kalkıp birbirlerini beklemeyi akıllarından bile geçirmeyenleri mi sorarsınız, yoksa (ki bu en trajikomiği) bir gidiş bir geliş yolda, sanki otoyoldaymışçasına slalom yapmaya kalkanları mı…

İşte o zaman kendi kendime dedim ki: “Bu bayram tatillerinde yaşanan trafik kazaları, kaza filan değil! Çünkü bile bile, göre göre ‘kaza’ olmaz! Bu insanlar ya cinayete teşebbüs ediyorlar, ya da intihara!”

Anladım ki yapılan onca yatırımlar, duble yollar, otoyollar, hepsi gereksiz! İnsanımızın kafası değişmedikçe, “acele giden ecele gider” sözünün ne manaya geldiğini insanlarımız idrak edemedikçe, varacağı yere tek parça ve sağ varmak yerine 20–30 dakika daha erken varmak için gaz pedalını aşındıranlar oldukça daha çook kaza haberi dinleriz televizyonlardan…

Nitekim bayram tatili bitti, televizyonları açtık ve arife gününden bayramın son gününe kadar yaşanan kazalarda tamı tamına 154 vatandaşımızın yaşamını yitirdiğini öğrendik… Düşünün, öyle bir dört gün geçiriyoruz ki, trafik kazalarında son 4-5 ayda PKK terörüne karşı verdiğimiz şehit kadar kayıp veriyoruz!

Yazık değil mi bu insanlara, bu canlara? Yazık değil mi sönen bunca hayata? Yazık değil mi kaybolan bunca milli servete?

Biz ne zaman akıllanacağız bu trafik konusunda? Ne zaman trafik kurallarının bizim güvenliğimiz için konulduğunu öğreneceğiz? Ne zaman slalom yapmanın marifet değil kazaya davetiye olduğunu idrak edeceğiz?

Ve ne zaman bayramları acıya, felakete, yasa çevirmemeyi öğreneceğiz?

(NOT: Bu yazının aslı, 15 Ekim 2007 Pazartesi günü, Ramazan Bayramı ertesinde yazılmış, 15 Aralık 2008 tarihinde, güncelliğinden birşey kaybetmediği fark edilerek, günün şartlarına göre elden geçirilerek sayfaya konmuştur.

Dinçer BİLGENER)

Aralık 15, 2008 - Posted by | Uncategorized | , , , , , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.