UTANMAZLAR!
A
matör de olsa bir köşe yazarı olarak böyle bir yazı yazmak istemezdim, ama artık dayanamadım. Yakın geleceğin gazetecisi ve belki de köşe yazarı olarak bunları yazmaya mecbur hissediyorum kendimi.
Her meslekte olduğu gibi maalesef gazetecilikte de kaypak, dönek, utanmaz, bol miktarda nalıncı keserine sahip insanlar bulunuyor.
Özellikle son zamanlarda bu duruma daha da fazla şahit oluyoruz. Ancak bugün gördüğüm bir haber, benim açımdan artık bardağı taşıran son damla oldu:
Bilenler bilir, her sabah internetten tüm gazeteleri, daha doğrusu internetten okunabilen gazeteleri, internet sitelerini ve buna benzer sayfaları incelerim. Bu sayede gündemden, ülkede ve dünyada neler olup bittiğinden haberim olur. Bazen bu inceleme sayesinde, hazırlamakta olduğum yüksek lisans tezime malzeme de bulurum.
Bugün Star gazetesinde bir haber gördüm: “Basın Özgürlüğüne 10 Maddelik Paket” başlığıyla yayımlanan habere göre hükümet, Türk Ceza Kanunu’nda basın özgürlüğünü kısıtlayan 10 ayrı maddede değişikliğe gidilecekmiş.
Buraya kadar her şey normal, hatta güzel bile. Özellikle son yıllarda basın üstünde Demokles’in kılıcı gibi sallanan iktidar baskısının biraz hafifleyeceği, hükümetin bir nebze de olsa insafa geldiğinin bir göstergesi gibi bu haber. Ancak haberin yansıtılma şekli, insanı çileden çıkarmaya yetiyor da artıyor bile…
Çünkü Star gazetesinin yaptığı bu haberin yanında, bir adamın kocaman bir resmi var. Şairin dediği gibi “altmışaltı santimetrekarede gülüyor, ağzı kulaklarında”…
Kim mi?
Star gazetesi Ankara temsilcisi, gazetenin köşe yazarlarından Şamil Tayyar!
Peki neden başkası değil de o?
Çünkü Şamil Tayyar, 24 Aralık 2009 tarihinde, “Operasyon Ergenekon” adlı kitabında yazdıklarıyla “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçunu işlediği iddiasıyla 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Star gazetesi de o gün bugündür “basın özgürlüğü” çığlıklarını arş-ü âlâ’ya yükseltmiş durumda! Şamil Tayyar ise kararın hukuki değil siyasi olduğu görüşünde…
İnsan sormadan edemiyor: O Star gazetesi, bir dünya gazeteci içeri alınırken, Mustafa Balbay bir yıla yakındır tutuklu iken, 80 küsur yaşındaki İlhan Selçuk iki defa gözaltına alınırken, iktidar aleyhine çıkan her haber, her yazı, yayımcısına ve yazarına tehdit, şantaj, baskı ve sansür olarak geri dönerken, Ahmet Hakan gibi bir adam bile “Akıllı ol yoksa sana da Ergenekoncu deriz!” diye tehdit edilirken neredeydi?
O zamanlar acaba basın özgürlüğü yok muydu?
O Star gazetesinin çalışanları, 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de meslektaşları işlerinden olurken, işkenceler görürken, hatta 28 Şubat’ta bile, hem de kendi kafalarından olan meslektaşları işsiz kalıp mimlenirken neredeydi?
Abdi İpekçi, Metin Göktepe, İzzet Keser, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Hırant Dink ve daha niceleri öldürülürken, onların sesi çıktı mı?
Emin Çölaşan iktidar baskısı yüzünden kovulurken, tonla gazeteci, yazar, karikatürist abuk sabuk gerekçelerle yargılanır, içeri atılırken ne dediler? Şimdiki gibi “basın özgürlüğü” diye çığlık mı attılar, yoksa teneke mi çaldılar?
Bu olaylarda basın özgürlüğü yok muydu?
Yoksa onların kafasındaki basın özgürlüğü, “sadece bana ve benden olana sınırsız özgürlük, benden olmayana baskı ve sansür” şeklinde, yani “gerçek değil işime geldiği kadar basın özgürlüğü” mi tanımlanıyor?
İnsanda biraz utanma olur yahu! Başka gazeteye/gazeteciye baskı ve sansür uygulanınca ses çıkarma, iğnenin ucu sana değince yeri göğü birbirine kat!
İşine gelen bir karar çıkınca “adalet tecelli etsin”, işine gelmeyen bir karar çıkınca “karar hukuki olmasın”… Ne güzel be!
Bu mu sizin demokrasi anlayışınız! Bu mu demokratlığınız! Bu mu hukuka seygınız?! Bu mu bağımsız yargı anlayışınız?!
Bu demokratlık mı, yoksa yanardönerlik mi?!
Şu meşhur güzel şarkıcı ne güzel söylemiş değil mi:
“Hiç utanmıyo’sun di’mi / Kavganın da âdâbı var!”
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın
-
Yeni
-
Bağlantılar
-
Arşivler
- Ocak 2010 (3)
- Aralık 2008 (1)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS