BÖYLE OLUR ÇELEBİ…

Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz
Adına Divan edebiyatında “hiciv”, halk edebiyatında “taşlama” dediğimiz tür, Türk edebi tarihinde büyük yer tutar bilirsiniz. Hiciv ve taşlama alanında önde gelen şairleri filan sayıp da canınızı sıkacak değilim. Sadece, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz’ın bugün medyaya düşen sözleri, hiciv türün önemli temsilcilerinden Muallim Naci’nin meşhur bir şiirini hatırlattı bana… Girişi de bu yüzden edebiyatla yaptım.
Muallim Naci, meşhur şiirinde şöyle diyor:
“Keşf-i makusunu (ters dönmüş şansını) tevil edemezsin (iyi gösteremezsin) şeyhim
Böyle mağlup olur elbette muzaffer dediğin
‘Beni tasdik edin evlat’ diyorsun amma
Bakalım doğru mu ey söz ebesi her dediğin
Toplanıp ehli heva (keyif ehli) her biri bir saz çalar
Böyle olur Çelebi, bizde de konser dediğin”
Sincan Ağır Ceza Hâkimi Osman Kaçmaz da özetle şunları söylüyor:
- “Ben bir yerde Adalet Komisyonu Başkanıyım. Öncelikle ”Biz şunun için geldik demeliler” ama benim hala haberim yok.
- Bana da ilginç geliyor ama yargı her şeyi çözecek.
- Bir yerlere mesaj veriliyor gibi geliyor.
- Hâkimlerle ilgili bir sürü şikâyet var ama hiçbiri için işlem yapıldığını görmedim.
- Buradaki bütün hâkim ve savcılar baskı altında. İkide bir Sincan Adliyesi. Sadece biz mi görev yapıyoruz?
- Madem ihraçla yargılanıyorum. İhraç edeceklerse etsinler. Etmeyeceklerse de bıraksınlar ben de görevimi yapayım.
- Ben karar alırken bu olaylardan etkilenmiyorum. Allah da bana böyle bir özellik vermiş. Hiçbir şeyden de korkmuyorum.
- Kozmik odadaki arama kararını sizin takdirinize bırakıyorum. Bir hâkim kozmik odayı arıyor, kimse bir şey demiyor ama biz TİB deyince yer yerinden oynuyor.”
Sayın yargıç en büyük bombayı da en sona bırakmış!
Eh, doğru söze ne hacet! Malum biz her evrensel hadiseyi kendimize uyarlamaya bayılırız. Bizim her şeyimiz hep “Türk usulü” dür. Tıpkı demokrasimiz gibi! Özellikle son zamanlarda demokrasimizin “nalıncı keseri demokrasisi” olduğunu çok açık ve net bir şekilde görmekteyiz.
İktidara yakınsan, yandaşsan, sana her şey mubah… Her istediğini, istediğin gibi söyleyebilir yazabilirsin. Ama iktidara muhalifsen, her istediğini öyle istediğin gibi söyleyemezsin!
Hele ki hükümeti eleştireceksen…
Yassah!
Zinhar!
Nerden çıkartıyorsun demeyin lütfen. Bakın şu son zamanlarda yaşananlara…
Atatürk’ü eleştirince “çağdaş, demokrat, aydın, Atatürk de eleştirilebilir!”
Elbette eleştirilebilir. Biz de eleştirmişizdir. Ona hiç lafım yok. Ama nedense Fethullah Gülen’i eleştirmek aynı demokratik tutumdan yararlanamıyor! Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı İsmailağa ve Gülen cemaatleri hakkında soruşturma açınca yaşananları görüyorsunuz!
Yıllarca vatan hizmeti yapmış subaylar, generaller, hem de vatana ihanet gibi bir suçtan Silivri’de aylardır tutuklu kalıyor, kuvvet komutanlarına varana kadar sorgudan geçiriliyor, ki suçları varsa elbet er geç ortaya çıkacaktır, ancak Hakim Kaçmaz “Cumhurbaşkanı yargılanabilir” diyince büyük kabahat oluyor!
Hadi diyelim ki yasaların ve Anayasa’nın ilgili maddeleri gereğince Cumhurbaşkanı yargılanamaz. Eh, o zaman Yargıtay’da bu karar verilir ve hüküm bozulur. Yok, yetmez! Hâkimi de meslekten ihraç edelim!
Ne zaman, nerde, kimin tarafında olduğunu artık kendisinin bile şaşırdığı “mümtaz” fırıldak “Orduyu dağıtıp yeni bir ordu kuralım. Bir Nizam-ı Cedit de biz yapalım” diyince normal, ama birimiz çıkıp “Bu iktidar er geç gitmelidir” diyince “yakalayın darbeciyi!”

Özel Harp Dairesi’nde kozmik bilgilerin muhafaza edildiği oda günlerdir didik didik ediliyor. Evet, yasaya aykırı bir durum görünmüyor. Çünkü devlet sırrı niteliği taşıyan belgeleri bir tek hâkim görebilir ve inceleyebilir. Bu belgeleri de asla çoğaltamaz, dışarı çıkaramaz, kelimesi kelimesine alıntı dahi yapamaz! Ama yandaş medya kaç gündür “kozmik odadaki belgeler açıklansın” diye yaygarada biliyorsunuz. Çünkü orda devletin ve milletin en önemli sırları saklanmıyor. Bizim Neşet Dayı’nın çizdiği aile soy kütüğümüz var o odada çünkü!
O odada, Hâkim Kadir Kayan’ın incelediği belgeler, herhangi sıradan bir vatandaşın hatıratı değildir! O oda, Türkiye Cumhuriyeti devletinin en mahrem belleğidir! Bir generalin yaptığı değerlendirmeyle “ülkenin yatak odası”dır! Ve bu liboş görünümlü yobazlar (‘Doğan görünümlü Şahin’ gibi oldu farkındayım, zaten bilerek ve bu intibaı uyandırsın diye yazdım.) başta olmak üzere hiç kimse, yatak odasına böyle fütursuzca dalıverilmesini ve orda ne var ne yok açıklanmasını istemez!
Hakim Osman Kaçmaz’ın son cümlesine gelmek istiyorum. Sayın hakim bu soruşturmayı neden geçirdiğini tam olarak bilemese de az çok tahmin edebiliyor: Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) için verdiği arama kararı yüzünden!
İşte tam da burada Sayın Kaçmaz’ın sorusu gündeme geliyor: “Devlet sırrı” niteliğine haiz binlerce belge günlerdir hallaç pamuğu gibi atılırken “hukukun üstünlüğü, demokrasi, şeffaflık… v.b.” diyorsunuz da, bütün yasal (ve yasadışı) dinlemelerin yapıldığı yer olduğu iddia edilen TİB aranmak istendiğinde niye ortalığı velveleye veriyorsunuz?
“Kozmik oda”nın aranması hukuki de, TİB’in aranması değil mi?

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı
Eee? İki kararı veren de devletin yetki verdiği hakimler. Sayın Kaçmaz bakkal değil ki itiraz edesiniz!
Dikkatinizi çekiyor mu bilmem, yargıdan ne zaman iktidarın istemediği bir karar çıksa “yargı bağımsız değil, karar siyasi bir karar” filan diye ortalık ayakta…
Ama maşallah, misal Ergenekon Davası’nın yürütülme şeklini eleştirince “bağımsız yargıya müdahale etmeyelim” oluyor birdenbire…
E o bağımsız mahkeme de, öbürü kahve meclisi mi?
Hem madem yargı o kadar bağımsız, o kadar güvenilir, şu dokunulmazlıkları da bir kaldırıverelim o zaman?
Olmaz!
Neden?
“Yargıya güvenmiyoruz!”
Eh, başta da dedik ya
“Böyle olur çelebi, bizde demokrasi, hak, hukuk dediğin…”
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın
« Önceki |
-
Yeni
-
Bağlantılar
-
Arşivler
- Ocak 2010 (3)
- Aralık 2008 (1)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS